Demre'nin Tarihi

Bugün Teke yarımadası olarak adlandırılan Antalya ile Fethiye Körfezleri arasındaki Akdeniz’e uzanan yarımada antik coğrafyada Likya olarak adlandırılmaktaydı.Bölge, yöresel gelenekleri ve özellikle kendine özgü mezar mimarileri ile Anadolu’nun en ilginç bölgesi olup, şehirleri genellikle kıyılarda ve bölgenin kalbi kabul edilen Xanthos ile Arykandos vadilerinde kurulmuştur.

Özgürlüklerine sonsuz derecede düşkün olan Likyalılar, dışarıdan gelen bütün saldırılara karşı koyabilmiş, Roma İmparatorluk Döneminde dahi birlik halinde kalabilmiş tek eyalet olmayı başarmışlardır. Kendi dil ve alfabeleri ile tanınan Likyalılara ait yazıtların bir kısmı, son yıllarda günümüz dillerine çevrilmiştir ki, bunların çoğu mezar yazıtlarına aittir. Sahilden 3-5 km. İçeride konumlanan bugünkü Demre İlçesi’nin 1,5 km kuzeyinde Likya’nın en önemli kentlerinden biri olan Myra Antik Kenti’nin görkemli mezarları ve tiyatrosu yer almaktadır.

Yerleşimde bulunan yapı kalıntıları, Likçe yazıtlar, seramikler ve sikkeler; Myra’nın M.Ö. 5. Yüzyıldan itibaren varlığını sürdüren önemli bir Kent olduğunu göstermektedir. Kentin isminin geçtiği ilk yer M.Ö. 168-43 yılları arasında basılan Likya Birliği sikkeleridir. Myra, Likya birliğinde üç oy hakkına sahip olan altı büyük kentten biridir. Myra isminin ya kentin yakınından geçen Myros Irmağı’ndan (Demre Çayı) ya da Eski Yunanca ’da vücuda sürülen güzel koku verici bir yağ olan “mür” (müron) sözcüğünden türetilmiş olduğu düşünülmektedir.

Roma döneminde M.S. 141 yılında meydana gelen ve bölgede büyük tahribata yol açan depremden sonra, Likyalı hayırseverlerden para yardımları alan Myra kısa zamanda yaralarını sarmış ve Metropolis (anakent) unvanını almıştır. Myra, II. Theodasios zamanında ‘408-450 ) Pamphylia’dan ayrılan Likya Eyaleti’nin başkenti ilan edilmiştir. Bizans döneminde Myra önemli bir idari ve dini bir merkez olmuştur. Diğer bir Bizans İmparatoru VII. Konstantinos’un (M.S. 913-957 ) , “Likyalıların üç kez kutsanmış ve mür teneffüs eden kenti” olarak tasvir ettiği Myra, M.S. 1400 yılına kadar Likya Eyaleti’nin başpiskoposluk merkezi olmuştur.

Erken Hristiyan misyonerlerini en ünlüsü olarak kabul edilen Aziz Paulos M.S. 60/61 yıllarında Myra’nın liman kenti Andriake’den İtalya’ya giden bir gemiye binmiştir. Demre’nin diğer bir önemi doğum yeri, Patara olmasına karşın çocukların ve denizcilerin koruyucusu Noel Baba ile özdeşleşmesinden ileri gelmektedir. Bütün dünyada Noel Baba olarak bilinen Aziz Nikolas, Patara’da doğmuş Demre Piskoposu olarak hizmet vermiştir. 6. Yüzyılda din adamlarını bir araya getiren Synod’un Myra ‘da toplanmasıyla iyice ünlenen Myra, o gün bu gündür turistlerin hacıların ilgi odağı olmuş, kutsal bir merkez sayılmıştır.

Myra gibi önemli bir şehirden kalabileceği beklenen kalıntıların birçoğunu bugün Myros Nehri’nin taşıdığı yüksek alüvyonlar nedeniyle Demre’de göremiyoruz. Likya’nın en büyük tiyatrosundan kalanlar bugün ayaktadır ve bu aynı zamanda Likya’nın en iyi korunmuş tiyatrosudur. Alt bölümde 29. Üstte 9 oturma sırası ile 11 bin seyirci kapasiteli tiyatro tepeye yaslanmıştır. Myra’nın M.Ö. 4.-5. Yüzyıldan kalan benzersiz kaya mezarları üç ana alanda toplanmıştır. Batı Nekropol (Deniz Nekropolü) tiyatronun hemen batı yanındaki kayalıklarda düşey ve yatay sıralanmış olan 47 mezardan oluşmaktadır. Güney Nekropolü, Batı ve Doğu Nekropolü arasındaki kayalıklardaki 11 kaya mezardan oluşmaktadır. Doğu Nekropolü ise (Nehir Nekropolü) 40 mezardan oluşmaktadır. Bu mezarlarda 13’ü Likçe, 10’u Eski Yunanca olmak üzere toplan 23 yazıt bulunmaktadır. Çoğunlukla M.Ö. 4. Yüzyılın ilk yarısına tarihlenen Likya kaya mezarlıkları sivil mimarlıktaki ahşap yapılar hakkında bilgi aktarmaktadır.

Başka önemli bir kalıntı erkeni M.S. 529 ‘a kadar inen birçok yapı evresi bulunan Aziz Nikolas Kilisesidir. Üç nefli kiliseye sonradan bir nef daha eklenmiştir.  Kilise, Aziz’in yaşamını anlatan benzersiz freskolarıyla özeldir. Freskolar sitilleri ve ikonografileriyle M.S. 11. -12. Yüzyıllardandır. M.S. 808 ve 1034 yıllarında Araplar tarafından yapılan tahribatlar, 1043 yılında IX . Konstantin tarafından onarılmıştır. Mimarisinde kolay ayırt edilen en büyük değişiklik 1850 yıllarındadır. Rus Çariçesi’nin satın aldığı kilisede, büyük çaplı bir onarım başlatılır. Orijinal yapıya uymadığı hemen göze çarpan kubbelerin 1885 ‘deki onarım da eklendiği kilise duvarındaki Rusça yazıtta anlatılmaktadır.